Mehtap Abdi, Bir yürek mesafesi

Keşke Bilseydim

Anasayfa » Aşka Bir Adım Kala » Keşke Bilseydim
share on facebook  tweet  share on google  print  

Keşke Bilseydim

"Aşka Bir Adım Kala" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Keşke Mutluluğumun tek ve en büyük engeliydi o. Geçirdiğim kronik depresyonların tek sebebi de o. Yıllar, içimdeki sevgisizliği tüketmek şöyle dursun daha da büyütmüş, adını koyamadığım tanımsız bir duyguya dönüşmüştü. Sevmiyordum onu; dahası sevgisizlikten öte şeyler besliyordum içimde. Geçmişte bana yaşattıkları mıydı beni ona bu denli uzak tutan, onun da herkes gibi bir ruh taşıdığını düşünmeme engel olan bilmiyordum.

Henüz on yedi yaşındaydım, dilese bir goncayı güle çevirebilirdi şefkat elleriyle, dilese bir inciye çevirebilirdi işlenmeye hazır kalbimi. Ama hayır, bunu yapmadı… Küçük bir goncaydım gelin olduğumda. Öz annem kadar sevebilirdim onu eğer izin verseydi. Başımı göğsüne yaslar, sevgisiyle büyürdüm eğer isteseydi. Ama hayır, bunu yapmadı. Küçük ve sevgiye muhtaç kalbimi bir çaput parçası kadar değersiz, bir taş parçası kadar duygusuz görmüş olmalıydı ki, delişmen çağımın en ele avuca sığmaz saatlerini körüklemekten geri durmadı hiç. Daha ilk günden yermeye, hakaretler etmeye başlamıştı, sevememişti nedense beni. İsteyerek gelin almıştı oysa, buna rağmen bir türlü kabullenememişti. Her fırsatta rencide etmekten garip bir haz alıyor, neredeyse evliliğimi yıkmaya çabalıyordu.  

Yıllar, devasa bir uçurum yaratmıştı aramızda. Sevgisizliği sevgisizliğime dönüşmüştü. Ve o yaşlanıyordu başına geleceklerden habersiz, etrafa nefret tohumları saçmaktan, kardeşler arasında ayırım yapmaktan vazgeçmiyordu bir türlü. Kayınpederimin vefatından kısa bir süre sonra, yapayalnız kalmıştı bodrum kattaki evinde. Geçirdiği kısmi felcin ardından bir kolunu kullanamaz olmuştu. Aylarca hastanede yatmıştı, eltilerimle dönüşümlü olarak yanında kalıyorduk. Ama ona bakmak hiç içimden gelmiyordu. Merhamet duygumu köreltiyordu, o haldeyken dahi durmayan dili. Gururum yenik düşürüyordu beni. Sevgisiz, isteksiz, öfkeyle yapıyordum yaptığım her ne varsa.

Dört kardeş aralarında konuşup karar almışlardı, her ay birimizin evinde kalacaktı kayınvalidem. Bana ettiğini hiçbir gelinine etmiyordu ya, kaldıramıyordum; içten içe hırslanıyor, öfke biriktiriyordum. İstemiyordum onu. Ama mecburdum. Katlanacak, elimden geldiğince bakacaktım.

Geçmişin tortusunu yüreğimden söküp atmam kolay değildi, yanımda kalmaya başladıktan sonra kalbim ona karşı daha da katılaşmış, daha da öfke duymaya başlamıştım. Hâlâ ara bozculuk yapmaya devam ediyor, arkamdan dedikodu ediyordu. Sinir hastasıydım. Çok çabuk öfkeleniyor, deliler gibi bağırıp çağırıyordum o anlarda. Her yaptığı, her dediği gözüme batıyordu. Kulağım istem dışı hep ondaydı, ne diyecek, ne yapacak, gene nasıl moralimi bozacak diye ona programlanmış bir robottum adeta.

Sağlığımın en büyük tehdidi olarak görmeye başlamıştım onu. Bana geleceği zaman dilimi yaklaştıkça, öfke nöbetlerim sıklaşıyor, kendimi derin bir depresyonun tam ortasında buluveriyordum. Bitip tükenmek bilmeyen bir zulümdü onu görmek, ardı arkası kesilmeyen dırdırını dinlemek. Hoş ben de ona meydan bırakmıyordum ya, ağzıma geleni sayıyor, sonra günlerce hasta yatıyordum. Gün boyu yanında durmaya dayanamazdım, bu sebeple bir başına bırakıp gidiyordum onu evde. Yoksa aklımı kaçıracaktım. Yalnızlığını, muhtaçlığını, ne kadar aciz olduğunu anlamakta zorlanıyordum sevgisizliğim sebebiyle. Tek elini kullanabiliyordu ancak. Bense onun özel ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabileceğini düşünüyordum, komşum birkaç kez söylemişti de aldırış etmemiştim o zamanlar. Tek elle kendi temizliğini yapamaz demişti de oralı olmamıştım. Yemeğini hazırlayıp veriyordum önüne, diğer ihtiyaçlarını kendisi görebilecek durumda diyordum, haftada bir banyosunu da yaptırıyordum kendi ellerimle hem, daha ne olsundu ki?

Evet, o bir felçliydi ve başkasının bakımına muhtaçtı, ama dili hiç durmuyordu. Ve geçmişi bana zindan etmişti. Daha fazlasını yapamıyordum. Ölmeyecek, başıma kalacak diye içten içe diş biliyor, sözüm ona onu hastalığıma sebep sayıyordum. Suçlu oydu, beni bu hale o getirmişti. Azıcık sevgi verseydi, bir gonca iken eline verildiğim günlerde soldurmasaydı beni, birazcık şefkat gösterseydi böyle mi olacaktı? Sarıp sarmalamayacak mıydım onu sevgimle? Ama yapmamıştı, artık çok geçti. Onu sevemiyordum, sevmem imkânsızdı...  Oysa o kadar taş kalpli değildim, bana yakınlık gösterene, bana bir adım atana ben on adımla gitmesini bilirdim. Ama o beni hiç sevmemişti, hem de hiç. Onu sevmem için bir sebep yoktu öyleyse.

Giderek artan sinir krizlerim sebebiyle ailece huzursuzduk. Eşimle dahi aramızda gel gitler yaşanıyor, boşanma noktasına varan kavgalar ediyorduk. Mutsuzdum, hem de çok mutsuz. Başımdan gitse, bir kurtulsam her şey yoluna girecekti, bütün bu kavgalar sonlanacaktı o zaman. Hayat normal seyrine giriverecekti. Ama ölmezdi o, hepimizden sağlam duruyordu, daha çok çektirecekti bana çok…

Sık sık hastalanıyordu. Birkaç kez düştüğü de olmuştu gece lavaboya gitmek için kalktığında. Düştüğü sırada çıkan ses öylesine ürkütücüydü ki, panikten fenalaşmış ve gene onu suçlamıştım. Onunla olduğum her gün çekilmezdi benim için, diğer gelinlerine gittiğinde de dedikoduları geliyordu kulağıma, daha da delileniyordum. Bir kurtulsaydım, bir geçip gitseydi…

Ah! Ölümüne bu kadar üzüleceğimi bilseydim, zihnimdeki bu kara düşüncelerden kurtulabilmek için elimden geleni yapardım elbette. Ama onu hiç sevmiyordum ki, kin besliyordum içten içe… Bir hafta içinde eriyip gideceğini nereden bilirdim? Hastalığı sırasında dahi sinir sitemimi çökertmişti. Ama komaya girdiği o ilk gün, öyle şeyler sayıklamıştı ki kulaklarıma inanamıyordum. O anda kalbimi derin bir merhamet duygusunun sardığını hissetsem de, öfkelenmek için bir çok sebep vardı. Kendine geldikten sonra, “hakkını helâl et” dedi bana, “ben senin hakkını nasıl ödeyeceğim, helâl et hakkını” dedi. Tüylerim diken diken oluverdi o anda. Sanki içimden bir taş yığını yuvarlanıp düştü boşluğa… Ama rahat durur muydu o? Bir gün öyle, bir başka gün zehir zemberek… Yok, yok… Ölmezdi, ölmezdi o… yatalak kalırsa ne olacaktı ya?

Çok geçmedi arası, on günü aşkın yattı hastanede. Diğer gelinleri gitmiyor diye, birkaç günün ardından ben de gitmemiştim yanına. Oğulları kalıyordu dönüşümlü olarak. Bilseydim… Eğer öldüğünde bu kadar üzüleceğimi bilseydim, eltilerime ne kadar kızarsam kızayım, gidip kalmaz mıydım yanında? Olmadı, olamadı… Beni sevmemişti hiç, ben de onu…

Ve işte o gün gelip çattı. Ölmez dediğim kaya gibi sert kadın, son nefesini vermek üzereydi, yanındaydık. Kızı hariç, hepimiz oradaydık. Kızını sayıklayarak verdi son nefesini yazık ki. Haber vermemize rağmen vakitlice yanında olmadı kızı, ölümünün ardından çıkageldi hastaneye, iş işten çoktan geçmişti, ağlayıp sızlamak boşunaydı artık.

Bense bir parçamı kaybetmiş gibi mahzunlaşmıştım. İçim kanıyordu. Öldüğüne bu kadar üzüleceğimi bilseydim… Ah, keşke… Keşke diyordum, bana o kadar eziyet etmeseydin, kızdırmasaydın da ben de sana iyi davransaydım, güzel geçinip gitseydik. Kırmasaydık birbirimizi, ah keşke…
Vasiyet etmişti, onu ben yıkayacaktım… Son görevimi de onun dilediği gibi yaptım. Ama bütün vücudum bir yaprak gibi titriyor, kalbimin derinliklerinde ince bir sızı hissediyordum. Bir yarımı kaybetmiş gibiydim, anlayamıyordum.

Bana kök söktüren kadın, şimdi çaresizce, boş bir ceset olarak önümdeydi işte. Sonlanmaz sandığım imtihanım sonlanmıştı. Peki ya ben kazanmış mıydım bu imtihanı? Hayır, hayır kaybetmiştim. Onu yoluma çıkan bir diken parçası, bir acı zehir gibi görmüştüm hep. Ah keşke… Keşke bilseydim…

 Önümdeydi, ruhu bedenini terk etmiş, ona can veren enerji vücudundan çekilmiş, boş bir ceset olarak önümdeydi. Dünya ne kadar boş, ne kadar anlamsızdı… Ve bizler ne kadar da acizdik, ne kadar zavallı.

Hani sen miydin bana onca zulüm yapan, neredesin şimdi? Ah keşke… Keşke beni öfkelendirmeseydin de…

Onu toprağa verişimizin ardından derin bir boşluğa düşmüştüm. Ölümüne bu denli üzüleceğim hiç ama hiç aklıma gelmezdi. Neden daha sabırlı olamadım sanki, neden güler yüzlü davranmadım ona? Elimden geleni yapmıştım ama hiç sevmemiştim, istememiştim onu. Bağırıp çağırmıştım her defasında… Şimdi yoktu, ölmez sandığım kadın ölüp gitmişti. Mutluluğuma, sağlığıma tehdit olarak gördüğüm engel kalkmıştı aradan? Peki ya ben, ya ben neden hâlâ mutlu değildim? İçimdeki bu derin sızı neydi, neden acıyordu kalbim? Neden bir yarımı kaybetmişcesine ağlamak istiyordum.

Ah keşke, keşke bana öyle davranmasaydı… Keşke…

Ruhum nefsime azap ediyor olmalıydı… Dünyanın gelip geçici olduğunu ilk kez bu kadar çarpıcı olarak idrak ediyordum. Böyle yaşayamazdım, bu mutsuzluk girdabının içinde kendimi derin bir karanlığa mahkûm etmeyecektim. Ne yaşarsak yaşayalım, gideceğimiz yer orasıydı işte, bir avuç toprak örtecekti üzerimizi. Yaptıklarımızla görülecekti hesabımız. Yerimde duramıyordum. Bu derin boşluk katlanılır cinsten değildi… Bir şeyler yapmalıydım, bu derin boşluğu dolduracak bir şeyler bulmalıydım.

Kendimi kötü hissediyordum, hata etmiştim… Çok büyük bir hata etmiştim. Kâinatın bir sahibi vardı ve ben O’ndan af dilemeli, yolumu O’na çevirmeli, O’ndan gayrısına meyletmemeliydim. Nefsimin kurbanı olmuştum ben, gururumun, sevgisizliğimin kurbanı olmuştum. Bu kara cehennemin içinden kurtulmak zorundaydım. Yapabileceğim tek şey O’na sığınmaktı. Ezelî ve ebedî olana. Avuçlarım kanayıncaya kadar el açacaktım Yaradanım’a… “Affet, affet beni” diye yalvaracak, “maksadım sensin bundan böyle, beni Sana eriştir, sevgililerinden kıl beni” diye kanlı yaşlar akıtacaktım.

Ah keşke… Keşke zamanında anlasaydım da, bir gönül yıkmasaydım. O bana ne kadar kötü davranırsa davransın ben, Yüce Rabbimizin buyurduğu gibi kötülüğü iyilikle söndürenlerden olsaydım. Kul rızası yerine Hakk rızası gözetseydim de bu denli sevgisizliğe kurban etmeseydim kendimi…

Ama artık öğrendim, öğreneceğim… Diledim ya bir kez, Rabbim bütün günahları örtmeye kaadir olansa, örter benim de günahlarımı, bir tek dilek karşılığında… Ama içimdeki yaranın sızısı dinmez bir ömür, utancımın gölgesinde an be an af dilerim Yaradanım’dan, ve bana emanet olarak bıraktığı, nefsimin terbiyesi için gönderdiği, kadrini bilemediğim kulundan af dilerim ölünceye dek…

Şimdilerde yanıyor kalbim, Hakk rızası gözeten, Allah için yaşayıp, Allah için ölmeyi dileyenlerden olmaya ant içtim. Demem o ki ezelde verdiğim andı daha şimdilerde anımsayabildim. Dahası bu dünya hayatında ruhumu Allah’ ulaştırmayı şiar edindim. Affedilenlerden olmak, Allah’ın sevgililerinin arasında sevgili olmayı dilemek, tek gayem oldu artık.

Kurtuluşum, hayatımın en büyük yükü olarak gördüğüm, mutsuzluğumun sebebi kabul ettiğim kul elinden olacakmış meğer.  Ne gariptir ki bütün bir ömrü zehir eden taş kalpli kadın, giderken en büyük ödülü bıraktı ardında… Sonlanmaz sandığım imtihanım sonlandı, kötülük abidesi sandığım kayınvalidem, Allah’ın koruyucu kanatları altında ebedi mutluluğun yolunu açtı bana.

Ah keşke… Keşke bilseydim…

MEHTAP ABDİ


Tür : Diğer Tarih : 13.05.2011
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this