Mehtap Abdi, Bir yürek mesafesi

Can yeşil ışığında ömrün

Anasayfa » Bir Yürek Mesafesi » Can yeşil ışığında ömrün
share on facebook  tweet  share on google  print  

Can yeşil ışığında ömrün

"Bir Yürek Mesafesi" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Can Yeşil örtüsünde bahar, can yeşil ışığında ömrün... Zihnimin arklarında aşkın nevası... Kucak kucak sarmış ruhumu, nefesi öz yurdumun.  

Ve işte bir yeni sen zamanı şimdi, bir yeni revnak doğum...  Gün, bir diri aydınlık içreyken, yeni bir hikâyede hiçliğe düşüyor yolum...

Oysa hiç düşünmemiştim sensizliği, hiç yaşamamıştım senden yoksun. Bir yeni senle yokluğa doğarken ruhum, hiç ummamıştım böylesini ölümün...  

Ten sokağının gizli saklı köşelerinde bilinmeyi beklerken sen, hücrelerime dipsiz bir karanlığın korku dolu çığlıklarını gömerdi zaman... Ve ben bir gizli kurtarıcı beklerdim adımlarıma takılan aldanışlar boyu... Bir kuru balçıktan ibaret varlığımın can suyunu arardım izbe kaldırımlarda...  

Zaman acımasız bakışlarını salarken üstüme, avuçlarımın arasında ateşten bir testi tutardım. Ve sonra hayalin otururdu gözlerimin üstüne... Bir şeffaf boşluğa açıp gönlümün kapısını, bütün acı hatıralarımı silen varlığını dilerdim. Beden kalemin bütün kâşifleri yolun sonunda seni bulurdu ve bütün hücrelerimin keşfi sen olurdun.

Bir ince fidecik düşerdi toprağımın üstüne ötelerden... Büyüyen yaprakları göz bebeklerime  sığmaz taşardı derinlerden. Vekilim sayardım dokunamadığım kudretini. Ve bir umman olurdun içimde hayranlık uyandıran... Kaybolurdum...

Geçmişti gelecek... Gelecek geçmişteydi. Sen bilirdin... Bir göz odacıkta, bir kızıl et parçasında âlemlere sığmayacak varlığını gizlerdin. Ve zamandan münezzeh bir sır olup, ölümle dirim arasında beni beklerdin. Zaman, gölge varlıklar için akardı gürül gürül. Zaman, aldırmazdı aldanışlara...   

Aşkın nazarından bir esinti taşıyan bedenler uykudayken, sevdiğinin gözlerinde bir çakıl taşı olmayı dileyen yüreklere suskun ve derin kederler saçardı zaman. Ve zaman, bir beyaz mendil dokurdu kirpikleri nemli gecenin çehresine...

Özlemin sağanak bulutları mesken tutmuşken gönül evlerini, zaman, güneşin nurundan çalan yıldıza hakikatini gösterirdi... Hakikat seni söylerdi sadece, sen hakikati...

Ve işte hakikatin sancağı dalgalanıyor ömrümün gönderinde şimdi...Bir yeni sen zamanında, bir yeni ölümde diriliğim boy veriyor.  Beden çamuru kilit vurmuşken ezel güneşine, toprağın kokusu esmedeyken can kafesinde ılgıt ılgıt, yaşamak dediğin, bir nefeslik ölüm çekmekmiş meğer ciğerine... Meğer, boynunda gerdanlığıyla bir gelin sevincine durmakmış ölüm...

Ve işte...
İşte geliyor ölüm, dalında kır çiçeği... Ölüm, ipeksi dokunuşların taç takmış kelebeği...

Ve işte geliyor ölüm...  Kalbin prangasını söken ellerin sıcaklığına tutuşturulmuş bir müjde gibi... Tıpkı duru bir su gibi geliyor ölüm...  Dönüyorum semanın çeperinde yıldız yıldız... Bir dönence misali, döne döne geliyor ölüm...

Ve işte geliyor bütün kapıları açarak, bütün sırları yararak ölüm... Kar beyaz ışıklarını salarak üstüme, bir güvercin kanadına yakışan zarafetiyle geliyor ölüm...   

Ölüm geliyor, dünya zindanlarını perde perde yırtarak...  İçimde saklı yari yarene götürüyor; ışıklar içindeki tünel boyu saf saf...

Ölüm, bunca kırık mevsim karanlıkta kabzettiğim, bunca zaman tıkalı göğsümde ışıltısını özlediğim mücevherimi taşıyor hayy meydanına. Hayy oluyorum ölümün kollarında...

Ve işte bir yeni visal zamanı şimdi...  Bir yeni ölüm...

Sefer-i aşkta her seher bir fethe açılırken, göklerin melekûtu, şifresini yazan kumandanın önderliğinde kat kat salıyor renklerini... O vakit kaybediyorum bedenimden ruhumun gözlerini. Bir hilal misali açıyor gonca gülün yaprağı başlar üstüne...   

Ve bir mavi ışık, sessiz sedasız yok oluyor renksizliğin içinde...


Tür : Diğer Tarih : 08.08.2013
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this