Mehtap Abdi, Bir yürek mesafesi

Ne çok korkardım senden önce

Anasayfa » Bir Yürek Mesafesi » Ne çok korkardım senden önce
share on facebook  tweet  share on google  print  

Ne çok korkardım senden önce

"Bir Yürek Mesafesi" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Ne Senden önce...
Bir acı nehir dökülürdü gözlerimin buğusundan…  Sonsuzluğa çevrilen ürkek bakışlarım ok gibi delerdi yüreğimi…

Ne çok korkardım ben senden önce sevgili… Ne çok ağlatırdı erişemediğim sırrın beni… Ağlamak tek güzelimdi o vakit, ağlamak ne güzeldi sevgili… Bilinmezliğe dökülen gözyaşlarım ne kadar da bendendi…  

Zaman, ömrün bütün sahifelerini siyaha boyayacak kadar kederli bir ayrılığın, bir kayboluş buhranının sandalında yalpalıyordu hani… Ve ben, denizlerin dipsiz karanlığında yol alıyordum sensizliğe...

Sevgili!
Senden önce, ruhum bir özlem sapağına çakılı kalmıştı hani… Kabul etmediği bu diyar, bütün yalancı ışıklarını çevirse de üstüne, bir sana yazgılıydı ruhum… Sendin ruhumun dilediği, özlediği sendin sevgili…


Sevgili!
Senden önce hüzne gark olmuş gün ağarışlarım vardı benim hani… Anlamsızlığım vardı ve algısızlığım... Başıboş geçen bir ömrün ödenmemiş faturası vardı ellerimde senden önce… Ve ben güneşe susamış kuytu akşamlar saklardım geleceğime... Alnıma mührü vurulmuş varlığından habersiz, gaflet dumanlarında ağılanmış bir kara kalp taşırdım içimde…

Nice zaman sonra sevgili… Nice zaman sonra çıkageldiğinde sen, bir başkalık düşüverdi gönül haneme…

Senden sonra bir mutluluk nehri akar oldu gözlerimin buğusundan… Sonsuzluğa çevrilen aşk dolu bakışlarım sükûnet mevsiminin en koyu demlerinde yıkadı beni… Ne çok ağlar oldum senden sonra sevgili… Ne çok korkar oldum aşkın efsunlu diyarına can solurken varamamaktan… Sana lâyıkıyla kul olamamaktan, ilminin ışıltısını secdeler boyu alnıma taşıyamamaktan ne çok korkar oldum.

Zaman, sevdanın bulutunu taşırken yüreğime, Seni yüreğime aşikâr eden güllerin efendisine ne çok sevdalandım ben sevgili… O gün ki şölenler şöleniydi hani… Şükrün ve muhabbetin sancağı dalgalanır havsalamda, o kutlu an ömrüme doğalı beri...  

Senden öncesi ve senden sonrası için yarattıkların adedince şükür sana sevgili… Sen ki yeri göğü yaran bir müjdeyle lütfettin bana güzeller güzelini…

Şükürler sonsuz kere; beni sana getiren kömür karası zamanlarıma… Sonsuz kere şükürler, ömrün en acınası demlerini, bir nur-u sabaha döndüren aşk yoluna... Merhametin sıcacık ellerinde yoğrulan ömür akışımın her ânına şükürler sonsuz kere… Akan her damla gözyaşıma, ölüm sessizliğine bürünen korku dolu her anıma şükürler sonsuz kere…

Şükürler olsun ki; sensizliğin karanlık kollarında cehennemi solurken zaman, cehalet mahbesi gözlerime bir ay düştü sevgili…  Gonca gül salkımları uçuştu üzerimde, lâhuti bir aşk sabahına uyandım ötelerin… Sırdaş tutmuşken yüreğimin gecesine göklerin gizemini, boşluğa uzanan ellerimin çaresizliğinde semanın en parlak yıldızı ışıldadı sevgili…
 
Ve sultanım geldi o vakit, maveraya ışık tutan varlığıyla… Sessizliğimin içinden bir sevinç çığlığı gibi çıkageldi sultanım. Sırrında kaybolduğum keder yağmurlarının arasından girdi bulanık düşlerin dünyasına…  

Amansız bekleyişlerimin peşi sıra, soğuk ve ıssız zamanlarımın yalnızlığına sultanım, bir güneş gibi doğuverdi...

Sevgili…
Sultanımın tutam tutam sır saçan bakışlarında unuttum ben, bir gömü misali yüreğimde saklı yara izlerini… Aşkın nevasını taşıyan o nur dolu sözlerde unuttum, birikmiş bütün bedbinliğimi… Evvelce yalnız karanlığı gören gözlerime, varlık hazinesinin incileri döküldü sultanımla sevgili…

Kurumuş dalların, kurumuş salkımların esamesi anılmaz oldu bağlarımda… Bir yediveren misali açtı gelecek bütün mevsimler, çiçeklerini… Çünkü sen vardın geleceğimde ve sultanımın aşka kaim gözleri vardı gözlerimde sevgili…

Gayrı anladım ki ben, sevginle ışıldayan yüreğimde yaşanası bir cennetten başka bir şey değildir geçmiş ve geleceğin ayak izleri… Gayrı anladım ki; her zerre senin güzelliğinin bir başka tecellisi… Baktığım her köşede aşkın gül salkımlarından bir başka zarafeti kuşanır yüreğimin nur perdesi…

Sevgili…

Sen, kör acıların esiri olduğum zaman sarkacında, bir yeniden doğuş müjdesi getirir gibi getirdin bana sevgilini… Sultanımın nurdan suretinde nurladın beni…    Ve ben gönlümün sultanında gördüm şairlerin efsanevî dizelerini… Sükût-u aşk mevsiminde bir kudretli çınar olan ceddimin yüreğini gördüm, sultanımda sevgili...  

Aşkın kokusu buram buram işlerken yüreğime, seher bakışlı gözlerin aydınlığında keşfine daldım ötelerin… Kâinatı uğruna yarattığın gül Muhammed Mustafa (S.A.V)’nın kokusunu duydum sultanımda sevgili…

Senden sonra, gün güne güzelliği getirdi... Lâkin bitmedi kalbimde hüznün çilesi...

Her yeni sabaha safiyane sevdamın melodileriyle uyanırken ben, karanlık köşelerde fırsat kollayan taştan kalpler, sözlerin en çirkiniyle saldırırlar sultanıma sevgili…

Bilmezler, anlamazlar, işitmezler; sultanımın hakikat yoluna hak müjde ile rehberlik ettiğini… Gözleri görmez,  sultanımın taşlaşmış kalpleri nurdan bir pınara döndürmek için nasıl didindiğini…

Ölüleri nasıl dirilttiğini bilmezler sultanımın sevgili… Can acısına merhem olan nur yüzlümü bilmezler… Bilmezler, onlarca yıl süren iç yangınımı söndüren sultanımın şifalı ellerini…   

Günler geceler boyu Yaradan’ı anlatıp, kendini nasıl da unuttuğunu bilmezler sultanımın… Yemeden, içmeden, uyumadan geçen saatler boyu, gözlerinde yankılanan aşkın ışıltısını göremezler…

Hakk katından gelen sevginin yüreklerimize taşıdığı bayram sevincini bilmez onlar sevgili… Sultanımın yalnız aşka, yalnız Hakk’a davetkâr olduğunu, onlar işitmezler…

Desem ki, sultanımın Hakk’tan aldığı ilmin aydınlığında aralandı kalbimin karanlık perdesi…
Ve desem ki, ben bir yanan volkan idim, sultanımla söndü acılarımın yangın yeri…  İşitmezler sevgili... Yine de işitmezler… Onlarca beyineler koysak önlerine, on binler sultanımın ay sabahında dirilse de onlar işitmezler…

Onlar, aşkı bilmezler ki sevgili... Aşka varan yollarda yürümeyi bilmezler... Künhüne varamadıkları ummanın nurlu sularından nasıl uzaklaştıklarını onlar bilmezler...

Amma velâkin sultanımın şefkat yumağı kalbi onlar içindir her dem... Onlar içindir gözlerinden akan yaşları sultanımın... Ağlar benim sultanım,  kudretine şahit tutulduğu sevdadan yüz çevirene … Ve ben ağlarım sultanımın güneşe benzer kalbinden gâfil düşene…  

İşte o vakit bir keder gölü birikir dimağımda sevgili…

Bilmem ki hâlâ bu ezelî aldanış bitmeyecek mi? Cehaletin, zindan örtüsü çekilmiş kulaklarına nurun sabahı çökmeyecek mi? Sevgisizler cehenneminde can solumaktan vazgeçmeyecek mi senin en şereflin hâlâ? Âdemiyetin sancağı kemâlât gönderine çekilmeyecek mi?

Bilmem ki ben sevgili;
Asrı hidayetin güneşi doğarken yeryüzüne, senin en şereflin, zamanın son halkasında hâlâ sana dönmeyi akletmeyecek mi?


Tür : Diğer Tarih : 08.08.2013
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this